Kalbin en aziz misafiridir aşk. Her gönle başka bir mânâ ile uğrar, her ruhta başka bir surette tecelli eder. Kimi onu bir bakışta bulur, kimi bir ömür boyu arar. Kimi vuslatta tanır, kimi hasretin derin kuyularında. Lâkin benim nezdimde aşk, yalnızca hissedilen bir duygu değil; insanın kendi benliğini aşarak başka bir varlıkta yeni bir anlam bulabilmesidir.

Eğer insan kendisini bir başkasında eritemiyorsa, benliğinin sınırlarını aşarak "ben"den "biz"e ulaşamıyorsa, adına aşk dediği şey çoğu zaman nefsin ince perdelerle süslenmiş arzusundan ibarettir. Çünkü aşk sahip olmak değil, ait olmaktır. Hükmetmek değil, teslim olmaktır. Tüketmek değil, yaşatmaktır.

Aşkı yalnızca varlıkla sınamak eksik bir ölçüdür. Hakiki aşk, yokluğun karanlığında da sadakatini koruyabilmektir. Varlığında sevmek kolaydır; zor olan, yokluğunda da gönlün aynı istikamette kalabilmesidir. Çünkü aşk, bir mevsimlik heyecan değil; zamanın aşındıramadığı bir vefadır. O, sevdiğinin acısıyla hüzünlenmek, mutluluğuyla ferahlamak, varlığıyla şükretmek ve yokluğuyla sabredebilmektir.

Şimdi gelin birlikte tefekkür edelim.

İnsan ömründe kaç kez âşık olur?

Kaç kez âşık olduğunu zanneder?

Kaç hissine aşk adını verir de aslında başka duyguların peşinden sürüklenir?

Kaç duygunun esiri olduk da onu aşk sandık?

Kaç kez gönlümüzü yoran şeyin sevgi değil, yalnızlık korkusu olduğunu fark edemedik?

Kaç hissimizi, başkalarının elleri değmesin diye kalbimizin en derin mahzenlerine sakladık?

Kaç ayrılığa sadakat gösterdik, kaç vedanın ardından vefayı terk etmedik?

İnsan bazen kendisine gösterilen ilgiyi aşk sanır. Fark edilmenin huzurunu, sevilmenin sıcaklığını, yalnız kalmamanın tesellisini aşk zanneder. Oysa her ilgi aşk değildir. Her yakınlık sevda değildir. Her özleyiş de hakiki muhabbetten doğmaz.

Benim nazarımda aşk, karşılık bekleyen bir alışveriş değildir. O, gönülde doğduğu andan itibaren kendi hakikatini taşıyan bir emanettir. Varlığıyla çoğalmaz, yokluğuyla eksilmez. Çünkü aşkın kaynağı sevilen değil, sevenin kalbidir. Karşılık bulursa güzelleşir, derinleşir ve hayat bulur; fakat karşılık bulmaması onun özündeki değeri eksiltmez.

Bir ağacın kökleri nasıl yıllar boyunca toprağın derinliklerine doğru ilerliyorsa, aşk da zamanla gönlün derinliklerine yerleşir. Karşılık bulduğunda dalları göğe yükselir, yaprakları çoğalır, meyveleri bereketlenir. Karşılık bulamadığında ise kökleri görünmeyen

yerlere doğru yol alır. Sessizce büyür, sessizce olgunlaşır. Çünkü ağaç yaşamak için nasıl kök salmaktan vazgeçmezse, seven bir gönül de sevmekten kolay kolay vazgeçmez.

Şimdi yeniden düşünelim.

Aşk adına sığındığımız her duygu gerçekten aşk mıdır; yoksa yalnızca ruhumuzun bir liman arayışı mı?

Hissettiğimiz her ilgiye, her heyecana, her özleyişe aşk demek ne kadar doğrudur?

Bir aşkın temelinde önce sevgi mi vardır, yoksa saygı mı?

Sadakat mi aşkı ayakta tutar, yoksa vefa mı ona ömür kazandırır?

Aşk yalnızca iki insan arasında mı yaşanır?

Bir dosta duyulan bağlılıkta, bir anne duasında, bir hayvanın gözlerine merhametle bakabilmekte, hatta insanı Yaradan'a yaklaştıran her güzel duyguda aşkın izleri yok mudur?

Ve aşk arzuyu mu doğurur; yoksa arzu, aşkın gölgesinde yürüyen geçici bir misafir midir?

Ben kendi içimdeki aşkı şöyle tarif ediyorum:

Aşk, her şeyden önce merhamettir.

Merhamet eden insan değer verir.

Değer veren insan sever.

Seven insan saygı gösterir.

Saygı gösteren insan kıymet bilir.

Kıymet bilen insan incitmekten korkar.

İncitmekten korkan insan vefalı olur.

Vefa gösteren insan sadakati öğrenir.

Sadakati öğrenen insan cefaya razı gelir.

Cefaya razı gelen insan ise benliğinin duvarlarını aşar ve "ben" olmaktan çıkar, "biz" olur.

İşte o vakit aşk, bir duygu olmaktan çıkar; insanın ahlakına dönüşür.

Ne güzel buyurulmuştur: "Sevdiğinizin ahlakıyla ahlaklanın."

Belki de aşkın en büyük sırrı burada saklıdır. Çünkü insan gerçekten sevdiği şeye benzemeye başlar. Gönül neyi severse ona doğru akar. Ruh neye bağlanırsa onun rengini taşır. Ve aşk, sonunda insanı sevdiğine dönüştüren en derin yolculuğun adıdır.

Bu sebeple herkesi kendi içindeki aşkla yeniden buluşmaya davet ediyorum. Çünkü aşk, yalnızca bir başkasını bulmak değil; hakikatte kendini bulabilmektir.