Hiç düşündünüz mü; kelâm ile selâm arasında görünmeyen bir bağ olabilir mi?
Baş harfleri farklıdır, sesleri farklıdır, anlamları farklı kapılara açılır. Fakat ben, bütün farklılıklarının ötesinde, birinin diğerini doğurduğuna inanırım. Benim nezdimde kelâm, selâmın ana rahmidir.
Nasıl ki bir anne, doğumun sancısını bilmesine rağmen evladının kokusuna kavuşabilmek için bedeninden, ruhundan ve ömründen bedeller öderse; kelâm da gönülde büyüttüğü duyguları taşıyarak selâmı dünyaya getirir. Çünkü her hakiki selâmın ardında önce hissedilmiş bir özlem, taşınmış bir sevda ve söze dönüşmeyi bekleyen bir mana vardır.
Mesafeler ötesindeki bir yüreğe dokunmak istediğinizde ne yaparsınız?
Yüreğinizde biriken özlemi hangi dile emanet edersiniz?
Yanınızda olmasını istediğiniz hâlde uzaklarda kalan bir gönle, içinizde taşıdığınız muhabbeti nasıl ulaştırırsınız?
Bir selâmla mı?
Yoksa bir kelâmla mı?
Kanaatimce insan, uzakların erişemediği yere kelâmıyla ulaşır. Özler, sever, bekler, biriktirir; omzuna yaslanmak ister, göğsünde soluklanmak ister. Sonra bütün bu hisleri gönlünde mayalar, zihninde demlendirir ve söze dönüştürür. İşte o vakit kelâm, selâma dönüşür.
Bu sebeple bana göre selâm, kelâmın meyvesidir.
Nasıl ki bir can dünyaya gelmeden önce onunla birlikte gelen eş vardır; nasıl ki her doğum görünmeyen bir hazırlığın sonucudur; selâm da kelâmın içinden doğar. Önce mana oluşur, sonra söz şekillenir, ardından gönülden gönüle ulaşan selâm yolculuğuna çıkar.
Hakikatle yoğrulan her duygu, acıyla olgunlaşan her sevda ve bedel ödeten her bağlılık insan ruhunda silinmez izler bırakır. Çünkü kıymet, çoğu zaman emekle ve sabırla büyür. Aidiyet duygusu da böyle doğar; hissedilenin bedeli arttıkça anlamı derinleşir.
Eğer yüreğinizde birine dair sakladığınız bir selâm varsa, onu kelâma dönüştürün.
Eğer içinizde susturduğunuz bir özlem varsa, ona sözcüklerle can verin.
Çünkü inanırım ki kelâm, selâmdan önce gönle dokunur. Önce ruhu inşa eder, sonra yolu açar. Ben sözcüklerin hükmüne inananlardanım. Bir yaranın derinliğini bazen hiçbir bıçak açamaz; fakat bir söz, insanın ruhunda yıllarca kapanmayacak izler bırakabilir.
Hayat bana bunu öğretti.
Bedenimde değil, ruhumda açılan en derin yaraların çoğu sözcüklerden geldi.
Bu yüzden kelâm benim için yalnızca konuşmak değildir. Kelâm, insanın iç dünyasının haritasıdır. İnsan bazen dokunamadığına sözleriyle dokunur; sarılamadığına cümleleriyle sarılır; ulaşamadığına dualarıyla ulaşır. Aciz kaldığı yerde bile sözcükler onun eli, sesi ve nefesi olur.
Bu sebeple kelâmlar benim dünyamda her şeyden önce gelir. Önce gönlümde doğarlar, sonra ruhuma yerleşirler.
Bugün burada, kelâmın kıymetine inanan bütün gönüllere selâm olsun.
Sözcüklerin emanet olduğunu bilenlere selâm olsun.
Bir kalbi onarmanın da incitmenin de bazen tek bir cümleye bağlı olduğunu unutmayanlara selâm olsun.
Yüreğinize selâm vermeyi ihmal etmeyin. Fakat unutmayın; önce kelâm doğmalıdır. Çünkü hakikate açılan kapının eşiğinde kelâm durur. Sözcüklerin hükmüne inanır, onları samimiyetle taşır ve gönlünüzün sesini onlara emanet ederseniz, kelâm mutlaka selâmı doğuracaktır.
Nasıl ki yolculuklar önce bir yoldaşla anlam kazanır, sonra yola dönüşürse; benim nazarımda da önce kelâm vardır, sonra selâm.
Şimdi düşünün...
Bu satırları okuyan gözlerin sahibini tanımıyor olabilirim.
Bu cümlelere dokunan yüreklerin kim olduğunu bilmiyor olabilirim.
Fakat gönlümde taşıdığım sözcüklerin diliyle, bu satırlara değen bütün kalpleri selâmlıyorum.
Çünkü bazen insanın en içten selâmı, dudaklarından değil; kelâmından çıkar.