Rızık denildiğinde çoğu insanın zihninde ilk olarak mal, mülk, servet ve dünya nimetleri canlanır. Oysa rızık, yalnızca elde tutulanlarla ölçülecek kadar dar bir kavram değildir. Bazen bir ömür boyunca biriktirilen servetten daha kıymetli olan bir rızık vardır ki o da merhametli, vicdanlı, sadakatli ve vefalı yüreklere rastlayabilmektir.
Hayat yolculuğunda insan, kimi zaman kolaylıkla, kimi zaman büyük emekler ve fedakârlıklar neticesinde mal ve mülk sahibi olabilir. Bunun için zamanından verir, gecelerinden verir, gençliğinden verir, hatta bazen ömrünün en güzel yıllarını feda eder. Çalışır, çabalar ve belli makam ve mevkilere ulaşır. Fakat insanın yüreğinde merhamet yoksa, vicdanı susmuşsa, dili kin ve nefret üretmeye başlamışsa; sahip olduğu makamların, servetlerin ve unvanların ne değeri kalır?
İnsanı yücelten sahip oldukları değil, kalbinde taşıdığı değerlerdir. Çünkü merhametten yoksun bir gönül, en yüksek makamda da olsa eksiktir. Vicdandan uzak bir hayat, en büyük servetlere sahip olsa da yoksuldur. Sevginin ve şefkatin bulunmadığı bir yürek ise kalabalıklar içinde dahi yalnızdır.
Şimdi gelin, birlikte derin bir tefekküre dalalım.
Kaç kişi hayatında merhamet kokan bir yüreğe rastlayabildi?
Kaç kişi, merhametinden dolayı kaybetmeyi göze aldı?
Kaç kişi vicdanının sesine kulak verdiği için haksızlığa uğradı?
Kaç kişi kırılmayı, incinmeyi ve yalnız kalmayı göze aldı da yine de merhametinden vazgeçmedi?
Kaç kişi, kendisine yapılanlara rağmen kalbini karartmadı ve çirkinleşmeyi reddetti?
Ve daha da önemlisi; bizler kaç kişinin derdine ortak olabildik? Kaç yaraya merhem olabildik? Kaç gönülde bir dua, kaç kalpte bir umut olabildik?
Çünkü insanın gerçek değeri, sahip olduklarının çokluğuyla değil; dokunduğu hayatların güzelliğiyle ölçülür. Ardında bıraktığı iz, kazandığı servetten değil, yaşattığı iyiliklerden oluşur.
Bugün yeniden düşünelim:
Acaba hangimiz merhametli bir insanın duasında yer alıyoruz?
Hangimizin adı, bir mazlumun gönlünden yükselen hayır duasına karışıyor?
Kaç kişiye Rabbimiz, merhamet duygusunu bir nimet ve emanet olarak bahşetti?
Merhamet, insanın kalbine bırakılmış ilahî bir lütuftur. Herkes zengin olabilir, herkes makam sahibi olabilir; fakat herkes merhamet sahibi olamaz. Çünkü merhamet, yalnızca hissedilen bir duygu değil, aynı zamanda taşınması ağır bir sorumluluktur.
Bu sebeple en büyük duamız şu olmalıdır:
Rabbim, hangi şart altında olursak olalım merhametimizi eksiltme. Bizi öfkenin, kibrin ve nefretin karanlığına teslim etme. Kalplerimizi katılaştırma, vicdanlarımızı susturma. Yaşadığımız hiçbir acı, bizi başkalarının acısına karşı duyarsız hâle getirmesin. Hiçbir kırgınlık bizi zalimleştirmesin. Hiçbir imtihan bizi insanlığımızdan uzaklaştırmasın.
Bize öyle bir gönül nasip et ki; kimsenin gözünde yaş, kalbinde yara olmayalım. Gerekirse merhametimiz yüzünden incinen taraf biz olalım; fakat asla inciten taraf olmayalım.
Çünkü dünya üzerinde bırakılabilecek en güzel miras; temiz bir kalp, merhametli bir yürek ve ardından edilen hayır dualarıdır.
Bu vesileyle yüreğinde merhameti taşıyan, onu koruyan, kıymetini bilen ve hayatına rehber eden bütün güzel insanlara selam olsun.
Merhameti bir rızık olarak gören, hisseden ve yaşatan bütün gönüllere selam olsun.