Hiç düşündünüz mü; yalnızca bir harfle ayrılan iki kelimenin, hakikatte ne kadar derin bir bağ taşıdığını?

İnsan, acziyetiyle var edilen bir yolcudur. Çoğu zaman yüzeyde dolaşır, gördüğüyle yetinir. Fakat bazen ruh, görünmeyene yönelir; kimsenin inmeye cesaret edemediği tefekkür kuyularına sessizce iner. İşte ben de bugün sizlerin müsaadesiyle, ten ve ter arasındaki gizli bağı kelimelerle anlatmaya çalışacağım.

Kâinatta her şey bir denge üzerine kurulmuştur. Varlık âleminde hiçbir şey diğerinden bütünüyle kopuk değildir. Her şey bir başka şeyin habercisi, tamamlayıcısı ve şahididir. Bu sebeple hiç kimse bana ten ile terin birbirinden bağımsız olduğunu söyleyemez. Çünkü ayrılık iddiası, tabiatın sessiz hakikatine aykırıdır.

Birlikte derin bir tefekküre dalalım.

Eğer hayat tesadüflerle değil, tevafuklarla ilerliyorsa...

Eğer kilometrelerce uzaklıkta bulunan iki yürek birbirinin sıcaklığını hissedebiliyorsa...

Eğer özlem, milyonlarca adım öteden gelip insanın kalbini yakabiliyorsa...

Ten ile ter arasındaki bağı kim inkâr edebilir?

Evet, görünüşte yalnızca bir harf farklıdır. Anlamları ayrı, çağrışımları farklıdır. Fakat bazen hakikat, kelimelerin görünen yüzünde değil, sakladıkları sırda gizlidir.

İnsana yapılan her şey önce bedene yüklenir. Ruhun taşıdığı yükler bile çoğu zaman bedenin omuzlarında ağırlaşır. Acılar, özlemler, kaygılar, sevinçler ve bekleyişler; hepsi bedende bir iz bırakır.

Peki bedenin içinde biriken her şey bir gün dışarı çıkmak istemez mi?

Dışarıya çıkan her fazlalık yalnızca bir yük müdür?

Hayır.

Bazen çıkış, kurtuluştur.

Bazen boşalış, şifadır.

Bazen terk eden şey, geride kalan hayatı korur.

Ter de böyledir.

Bedenin içinde biriken ağırlığın, dışarıya açılan sessiz kapısıdır. Hem bir fazlalığın terk edilişidir hem de bedenin dengesini koruyan ilahî bir rahmettir. Bir taraftan bedenden ayrılır, diğer taraftan bedene hizmet eder.

Ten ise bedenin giydiği ilahî bir örtüdür. İnsan, teniyle görünür olur. Ten, içeride saklanan sırların dışarıdaki muhafızıdır. Ter içeriden dışarıya yol bulurken, ten içerideki hayatı korumaya devam eder.

Şimdi başka bir misalle düşünelim.

Özenle hazırlanmış, zarif bir kâğıda sarılmış kapalı bir kutu düşünün. Daha açmadan içinde kıymetli bir şey bulunduğunu hissedersiniz. Çünkü insanın merakı, gizlenene yönelir. Görünen kadar görünmeyen de değer taşır.

Bir de masanın üzerine bırakılmış açık bir yüzük düşünün.

Dürüst olun.

Eliniz hangisine uzanmak ister?

Çoğu insan önce kapalı kutuya yönelir. Çünkü gizlenen şey, hayale alan bırakır. Hayal ise değeri büyütür.

İnsan bedeni de böyledir.

Ten, içindeki hakikati örten bir kutu gibidir.

Ter ise o kutunun içinden gelen sessiz bir haberdir.

Bedenin içinde kalan ve dışarı çıkmayan ter nasıl ki zamanla bedene zarar verirse, insanın içinde biriktirdiği duygular da ruhunu yormaya başlar. Bazen şifa, tutmakta değil bırakmaktadır. Bazen kurtuluş, saklamakta değil paylaşmaktadır.

Bu yüzden ten, yalnızca örtü değildir; emanetin muhafızıdır.

Ter ise yalnızca bir sıvı değildir; bedenin özgürlüğe açılan nefesidir.

İnsan bazen yüklerinden arındıkça hafifler.

Bazen içinden çıkan şeylerle yeniden hayat bulur.

Bazen de kurtuluşu, içinde sakladıklarını dışarı bırakmakta bulur.

İşte bu yüzden tenini hapseden değil, teninde saklı olan yükleri ter misali özgürlüğe kavuşturabilenlere selam olsun.

Şifa ararken arınmayı bulanlara selam olsun.

İçindeki ağırlıkları bırakıp hafifleyenlere selam olsun.

Çünkü bazı çıkışlar kayıp değil, yeniden doğuştur.