İnsan, yeryüzünün en kıymetli emanetidir. Hayata tutunuşu çoğu zaman umutla başlar. Umut, tıpkı hayal gibi sınır tanımaz. Ufukları aşar, zamana meydan okur ve insanın ruhuna yol arkadaşlığı yapar. Ancak gerçek umut, pasif bir bekleyiş değildir. Umut; gayretle beslenen, emekle büyüyen ve sabırla olgunlaşan bir hakikattir. İnsan elinden geleni yaptıktan sonra, sabra dönüşen umudunun meyvesini beklemeyi öğrenmelidir. Çünkü zamanın rahlesinden geçen her umut, insana mutlaka bir ders bırakır.

Gelin birlikte tefekkür edelim.

İnsanın gücünün bir sınırı vardır. Yapabilecekleri belirli ölçüler içerisindedir. Mutluluğun da hüznün de kederin de bir sınırı vardır. Cesaret bazen yorulur, kuvvet bazen tükenir, irade bazen sarsılır. Fakat sabrın ufku geniştir. Umudun menzili uzundur. Hayalin kanatları ise insanın ulaşabildiği son noktadan çok daha ötelere uzanır.

Herkes kendi içinde taşıdığı sabrı ve umudu düşünürken birkaç soru bırakmak isterim gönüllere:

Bugün hangi imtihanın içinde olursak olalım, gerçekten sabredebildiğimizi söyleyebilir miyiz?

Hangimiz tam bir ihlasla, "Rabbim, ben imtihanımdan razıyım; yeter ki Sen kulluğumdan razı ol." diyebiliyoruz?

Hangimiz umudu kendine azık edinip isyana düşmeden yürüyebiliyor?

İnsan, başkalarının hayatını ölçü alarak kendisini değerlendirmemelidir. Her kulun yükü kendine, her yolculuğun menzili sahibinedir. Asıl kıyas, insanın dünü ile bugünü arasında olmalıdır. Eski ben ile yeni ben arasındaki mesafe ne kadar açıldı? Yaşananlar bana hangi hikmeti öğretti? Hangi eksikliğimi gösterdi? Hangi yönümü inşa etti?

İnsan zaman zaman kendi ruhunun kapısını çalmalı, kendi kalbiyle uzun uzun konuşmalıdır. Çünkü umut da sabır da huzur da insanın eline verilmiş birer anahtardır. Anahtar doğru kapıda kullanılırsa insanı ferahlığa ulaştırır. Yanlış kapılarda zorlanırsa sadece yorgunluk ve hayal kırıklığı bırakır.

Bu yüzden yaşadığımız her hadiseden bir ders devşirmeye çalışmalıyız. Çünkü hayat, yalnızca olup bitenlerden değil, olup bitenlerden çıkarılan manalardan ibarettir.

Mutluluğunuz sade olsun ama anahtarı sizin elinizde bulunsun. Anahtar sizde olsun ki bir gün kendi içinize dönmek istediğinizde, gönül kapınızın eşiğinde beklemek zorunda kalmayasınız.

Ne mutlu kendisini başkalarıyla değil, kendi nefsiyle muhasebe edenlere.

Ne mutlu onca yara, onca imtihan ve onca bekleyişe rağmen yüreğinde umut taşıyabilenlere.

Selam olsun imtihanını sabırla karşılayıp onu mükâfata dönüştürecek vakti bekleyenlere.

Selam olsun karanlığın içinde dahi ışığa yürümekten vazgeçmeyenlere.

Ve ne mutlu her hâlinde "Elhamdülillahi alâ külli hâl" diyebilen bir dile, her şartta Rabbine yönelmeyi bilen bir kalbe sahip olanlara.

Çünkü bazı zaferler alkışlarla değil, sabırla kazanılır. Bazı güzellikler zamana değil, teslimiyete emanet edilir. Ve bazı dualar vardır ki gecikir; fakat geciktiği ölçüde güzelleşir, derinleşir ve sahibine hikmet olarak geri döner.